28 Temmuz 2014 Pazartesi

MAGAZİNDEN TÜREYEN SORULAR

Kenan Doğulu ile yarın Los Angeles'ta evlenecek olan Beren Saat, kına gecesi yapıp kına yakmış. Blogcağızımı magazin köşesi yapmaya niyetim yok, bu haberi de bir yere bağlayacağım tabii:)
Pınar Altuğ şaşaalı bir kına gecesi yapınca, Can Dündar bir yazı döşenmişti bu konuda. Yıllarca birlikte yaşadığın adamla evlenmeden önce kına gecesi düzenleyip akşam da aynı eve dönmenin manasızlığı üzerine. Can Dündar, karısını boynuzlarken yakalanıp yine de tıpış tıpış evine kabul edilen bir adam  (flaş flaş flaş) olduğundan beri çok saygı duymasam da, yazısı duygularıma tercüman olmuştu. Ben de eğer ailesinin ve kişinin meşrebi birlikte yaşamaya, evlenmeden çocuk yapmaya  olumsuz bakmıyorsa, o kadar zaman birlikte yaşadıktan sonra olaya resmiyet kazandırma isteğinin altında yatanları sorgulama ihtiyacı duyarım. Kendince zamanın şartlarına uyduğunu, şehirli gibi  yaşadığını savunup yaşayadururken birden olayı çiftetelliye bağlayan nedenler kafamı kurcalar. Bir yanın kopup gitmek isterken, bir yanın geleneklere bu kadar bağlı olmasının nedenleri...

24 Temmuz 2014 Perşembe

SINAV SONUÇLARININ ARDINDAN

Üniversite sınav sonuçları gibi yerleştirme sonuçları da jet hızıyla açıklandı. Yeni ÖSYM, hız konusunda iddialı görünüyor. Süre azalınca haklarındaki şaibelerin de azalacağını düşünüyorlar sanırım.


Dün, bir sürü ailede ne duygu dalgalanmaları yaşanmıştır. Yıllar önce yaşadığımız gibi. Ben sınava ilk girdiğim yıl, henüz 16 yaşındayken okulda tercihlerimizi ortalarda gezinirken görüp sekreter zannettiğimiz rehber öğretmenle değil tarih öğretmeniyle yapmak zorunda kalmıştım.Kazandığımı öğrendiğimde üzüntüden ağlamıştım çünkü puanımla yerleşebileceğim yerlerden düşük bir  yerdi, sonuçta kayıt olup gitmedim, ertesi yıl bir dolu puanım kesildi yeni sınava girerken. TM öğrencisi olarak Fen alanından bir bölüme yerleşmek de cabası. Ailem, çok bilinçli değildi, etraftaki ilk örnektim, ceremesini çektim yani. Gerçi, istemediğim bir bölümde okumama kararıma destek olan bir ailem vardı, şanslıydım. Sonra istediğim bölüm ve üniversitede, üstelik tam burslu okudum, cebime harçlığım da okul tarafından verilerek. 

Ama!

Sonuçlar her açıklandığında, birileri istediği bölüme yerleşemedi ya da hiç bir yere yerleşemedi diye üzülürken, sırf parası var diye özel okullara giden hatta barajı aşamadığı halde önce misafir öğrenci, sonra asıl öğrenci olan binlercesi geliyor aklıma. Sinir oluyorum özel okulların varlığına. Onlardan birinde keyifle okumama rağmen adil gelmiyor varlıkları.Bu ülkede, gerçekten eğitimde eşitlik yok! Kendini yetersiz, başarısız, çaresiz gören iyi puan almış ama istediğine ulaşamamış bir sürü parlak genç varken, güdük dimağların parayı bastırıp diplomalı olmaları canımı sıkıyor.

22 Temmuz 2014 Salı

KURULAR- YAŞLAR

Bugün televizyonu açar açmaz, haberlerde Hakkari'de sokağa çıkma yasağının kalktığına dair bir anons duydum. Ben kaç gündür televizyondan uzak teyze rolümle güle oynaya, şebeklik yapa yapa (Kardeşim, öğrencilerimin bu halimi görseler şoke olacaklarını söylüyor:), bu güzel yaz günleri ve tatil bitmesin deyip mutlu mesut yaşarken, aşiretler arası çatışmaya dönen kavgayı bastırmanın yolunu sade vatandaşı eve tıkmakta bulan devlet gerçeği varmış da habersizmişim.

Oruç başınıza vurur, evden çıkmazsınız; canınız istemez, çıkmazsınız; sıcak rahatsız eder, çıkmazsınız da, bu yüzyılda hala aşiret gerçeği yüzünden evden çıkamamak da ne yahu?!!! Aşiret üyeleri, daha güçlü, daha saldırgan, daha tehlikeli diye al sen olayla ilgisi olmayan insanları eve hapset, hem de gece yarılarına kadar. Kurunun yanında yaşın yanması değil bu, tam anlamıyla kuru için yaşın yanması. Bu ülke gerçekten çok güzel yerler ve insanlarla dolu ama bir o kadar da, haksızlıkla. İnsanlıktan nasibini alamamış bir avuç insan, çoğunluğun özgürlüğünü kısıtlayabiliyor baksanıza!

19 Temmuz 2014 Cumartesi

YEMEK ESNASI SAVAŞLARI

Geçen gece yarısı yemek yer ve  televizyon izlerken, alt yazılarla son dakika haberi olarak girdi İsrail'in Filistin hava, kara ve deniz harekatları. Körfez Savaşı sırasında da böyle, 7 gün 24 saat yayın yaparken tek devlet ve tek özel kanalımız, ekran başındayken yine yemek saatlerinde savaş görüntüleri izlerdik. Bilinçaltımıza işleyenleri, o dönemde çocuk olanların şiddeti ne kadar doğal bir olay görebileceği gerçeği bir kez daha dank etti kafama.

Biz, korunaklı, aile saadetli evlerimizde otururken birilerinin tepesinden güller yağmıyordu. Bize kansız, gözyaşsız savaşlar izletildi yıllarca. Oysa, birileri bu gerçekleri yaşayarak, travmalar atlatarak büyüyor ya da büyüyemeden ölüyor. 

Doktoradan Kosovalı bir arkadaşım var, E. Bir derste sunum sırasında, yaşlılık ve ölüm konusuna denk gelince fenalaşmış ve hocadan izin alıp dışarı çıkmıştı. Yıllarca ülkesinde, Sırpların saldırısına maruz kaldıkları için her gece tüm aile fertleri sarılarak vedalaştıktan sonra yatarlarmış yataklarına. Bir de, burada tepesinden sürekli geçen uçaklar nedeniyle korktuğunu söylemişti. Kendisi psikolojik danışman ve belki bu kaygılarla, korkularla baş edip gelecek kuşaklara da aynı kaygıları bulaştırmaz ama aynı şansa sahip olmayan niceleri var, korku da kuşaktan kuşağa aktarılıyor ne yazık ki aynı şiddet gibi. Şimdi kendisi bir anne adayıyken, geleceğin daha aydınlık olmasını umuyorum, bu denli şiddet sadece filmlerde falan olsun.

17 Temmuz 2014 Perşembe

KUTLAMALAR HAFTASI ve BA MİNNOŞU

2 gündür bilgisayarı açmadan yaşıyorum. Kelimelik oynadığımız arkadaşlarım merak edip sohbet kısmına not düşmüş, nerelerde olduğumu sormuş, biri aradı hatta:) Biz bu kadar sık arayıp sorar mıydık birbirimizi? İyi oldu gerçi.
 Annemin de güzel yaptığı ıspanaklı pasta görseli.


Deniz ayağının altındayken denize girme, onu  izle, kitap oku, yeğenin (Ba ya da Minnoş diyeyim, böyle "kocacığım kocacığım" diyen tipler gibi sinir oldum kendime "yeğenim" derken, ondan izin almadan adını da kullanamam:) ile oyna derken günler geçedursun, bu hafta 2 özel gün var ailede. Bizimkilerin 39. evlilik yıldönümü (39 dile kolay, bizim kuşağa zor) ve kardeşimin eşinin doğum günü. Ayın 13.ünde Ba, anneanne ve dedesine aldığımız pastanın  mumlarını üfledi. Şimdi her şeyden habersiz bir şekilde uyuyor, akşama bir pasta daha üfleyecek. O. nun da(doğum günü kişisi) kutlamadan haberi yok, kardeşimle kahvaltıya davetli olduğunu zannediyor. Doğum günü 19 Temmuz ama sınav için Ankara'ya gidecekleri için erkene aldık kutlamayı. Babam, sipariş pastayı aldı, üzerinde Ba.'nın dilinden bir mesaj olan pastayı. Nerede ne zaman kutlama olacaksa, nerede pasta ve mum varsa, başrolde Ba!

11 Temmuz 2014 Cuma

KPSS VE G. HALA BAĞLANTISI NE OLA Kİ?!

Küçük kardeşim, bu yıl da KPSS'ye hazırlanıyor. Geçen yıl yarım puanla atanamadığı için çok daha gergin, zaten kaygılı ve güvensiz bir öğrenciyken her an patlamaya hazır bir bomba kıvamına geldi. Geçen hafta ilk aşamayı atlattı ama hükümet, alan sınavı diye yeni bir para kazanma yolu bulduğu için 20 Temmuz'da yine sınav var anlayacağınız.
Gün içinde ve gece, yaz falan dinlemeyip ders çalışırken onu rahatsız etmemek için çok aramıyoruz ama destek olmak, hal hatır sormak için aramadan da duramıyoruz. Biraz önce aradığımda, laf arasında "9 günün kaldı değil mi?" deyince cevabı sert oldu. "Aynı G. halam gibisin, bana hatırlatma, geriliyorum." Yok ben hatırlatmasam, zaman akmayacak belki ama G. halaya benzetilmek de hoştu (!) doğrusu. 

G. halam, babamın ablası, 2 biyolojik halamdan biri. Bir de, halamlarla birbirlerinin annelerinden süt emmiş Ş. halam var ki (süt anne geleneği yok bizde ama başka ne denir belli değil!), kendisini diğerlerinden daha yakın, daha samimi  görürüz. Kan bağı, her şey değil yani. Neyse dağılmadan, G. halam, ailenin felaket tellalıdır. Nerede kim hastalanmış, boşanmış, ölmüş ondan duyarız. Hayatımızda hiç tanımadığımız, bilmem ne amcanın damadının dayısının kızı gibi zincirleme akraba tamlamalarının başına gelen her türlü teraneyi ondan haber alırız. Ben de, aile içinde bir sevgi kelebeği, mutluluk balonu falan sayılmadığımdan,olumsuzluklardan bahsedince ona benzetiliyorum bazen ama yok ben felaketçi değil gerçekçiyim. Kabul etmem G. hala olmayı:)Sözün özü, gerçeği belirtince damgayı yiyiverdim kardeşimden. 

Kişiliğimiz, olaylara verdiğimiz tepkileri nasıl da etkiliyor. Bazılarımızda sınırlı zaman, motivasyonu artırıp hızlı çalışmayı sağlarken, bazılarmızda kaygıdan sürmenaj olmaya giden bir gedik açıyor. Kardeşimde olduğu gibi, hatırlamak bile sinir bozucu oluyor geçen zamanı.

6 Temmuz 2014 Pazar

YAZIM GELDİ:)


Pazartesi günü ses kısıklığı ve boğaz ağrısı eşliğindeki halsizliğim de engel olamadı keyfimin kaçmasına. Yaşasın!Tez hocam, yazdıklarımı beğenmiş, üstüne örneklem sayısının artması için girişimlerde bulunmuş, bir de sayı artmasa da mevcut sayının yeterli olduğunu kaynaklarla destekleyince biraz daha ılımlı bir hale gelmişken hissettiklerim öyle bir gönül rahatlığı ki sormayın. (Kadıncağız bir de elleriyle topladığı dutları getirmiş son görüşmemizde. böyle bizim ilişkimiz, ortası, dengesi yok:) Gerçi, bir şeyler yolunda gitmeseydi de, tatil gelmiş, eve ve aileme kavuşmuşum, telafi ederdi ruhum bu durumu.

Aylakça, balkondan görünen denize karşı ayaklarımı uzatıp gün ışığında (zaten sağlıklı olmayan gözlerim doktorada çok yoruldu, gözlerimi kısmadan yapay ışıkta zor okumak) kitap okumak, aylardır hayalimdi. Günlerdir, yeğenimle oynamak, ailemle sohbet etmek, uzun zamandır onları özlememişim gibi sivrileşmek ve yeme-içme gibi temel ihtiyaçlar dışında arayanların beni bulduğu yer, balkon. Telefonu bir kenara atmak, bilgisayarı seyrek açmak, sıcaktan kavrulurken istemezsem dışarı çıkmamak ne lüks.Tüm hayatım böyle geçse, lüks olmaktan öte sıkıcı bir şey haline gelebilir ama özlemle beklenince tadından yenmiyor.