8 Ağustos 2018 Çarşamba

YAŞLI ADAM (!)

 Her yanımız deniz ama 80lerde il dışı vapur seferi bile varken deniz ulaşımı yapılmıyor bu şehrin merkezinde artık :(  Konunuz bu değil gerçi!

 Yeğenimi Ereğl'ye mini tekne turuna götürürüm belki diye hava durumuna bakarken  şöyle bir haber  gördüm. Yaşlı adam" yazınca yanlış mi okudum diye tekrar. 55 yaşındaymış yaşlı dedikleri! Hani 18 yaşındayken 30 bile çok yaşlıdır ya, haberi yapan da böyle bir çömez galiba ya da 30larda ölünen bir kabileye mensup.

Ünlülerle ilgili haberlerde de oluyor aynısı. "40 yaşında olmasına rağmen fiziğinden birşey kaybetmedi, 35 yaşına rağmen hamile, 30 yaşında ama cildi pürüzsüz, vb."  Sanırsınız hepsi 80 ve üstü yaşlarda.

Avrupalı turistler gibi emeklilik sonrası sırt çantasıyla dünyayı turlayacak kadar sağlıklı yaşlanmıyor bizde kimse ama ölen bir adamcağız da 55 yaşında  da " genç ölüm" artık bu cağda. Haberi yazan "çıtır", yaşla ilgili yeni tasniften habersiz sanırım:)


31 Temmuz 2018 Salı

KARNE ALMIŞ GİBİ

Burada tedavi süreci dışında birşeyler yazmaya çabalıyorum mümkün olabildiğince.  Ne kadar mümkünse!

Bu kez paylaşmak istedim bile isteye. 2 kürlük kemoterapi sonucu doktorun istediği  ilk PET çekildi.  Normalde 3 kür sonrası olacaktı, erkene çekildi gelişmeyi görmek için. 

Sonuçlar alındı. Karne ya da sınav sonucu beklerken duyduğum heyecanı yaşadık resmen. BELİRGİN BİR KUCULME VAR. Radyoterapiye başlanacak.

Geçen ay bu zamanlar ayakta duramıyordu düşen tansiyonu yüzünden, bugünse durum bu. Belki, sonraki ay " Ne kadar da erken sevinmeye başlamışız, salak bir Pollyanna olarak tanımadığın insanlarla paylaştın da ne oldu?!" diye düşünebilirim. Uzun ve zikzaklı bir yol bu, bunun farkındayım. Çok anlık değişiyor iyilik hali, umarım sürekli olur tüm sevdiklerimizin sağlığı!

17 Temmuz 2018 Salı

KAOS TOPLUMU

Kişisel gündemimiz ne kadar ağır olursa olsun, ülkenin hızına yetişmek mümkün değil. Talat Bulut, çocuk istismar ve ölümleri, seçim hengamesi ve üstüne Mustafa Ceceli olayı...

Aralarında en fazla 1 hafta ara olan, gündemi oyalayan hikayeler. Bu kadarı sakin, dingin, yavaş yürüyen bir coğrafyada olsa ülke vatandaşları kendini şaşırır, psikolojik destek almaya koşardı.

Biz ise, hıza, kaosa, rezilliğe alışık bünyelerimizle gündelik yaşamlarımıza devam ediyoruz. Ya topluca uyuştuk ya da histerik histerik yaşıyoruz haberimiz yok!

4 Temmuz 2018 Çarşamba

MAĞDUR EDEBİYATI

Günlük hayatı, sayfalarımızı siyasetten arındırmak mümkün değil. Bugün Berna Laçin attığı bir tweet yüzünden sanal lince uğradı, üstüne hakkında soruşturma açıldı.
"İdam çözüm olsaydı, Medine tecavüzcüyle dolmazdı." şeklinde özetlenebilecek bir şeydi yazdığı. Dini değerlere, Hz. Muhammed'in mezarının  olduğu yere hakaret etmekten adına bir linç kampanyası düzenlendi kadının.

Laçin'in iddiasına göre, fitili ateşleyen Alişan! Şaşırdım mı? Pek tabii HAYIR! Adam, 8 haftalık evli, karısının 7 haftalık hamile olduğunu kamuoyuna ispat için rapor gösterecek yakında, herşey milli değerlere uygun, yer ve zamanda yapıldı diye ispat etmeden ölmeyecek, yoksa çocuğunun diş buğdayına gelmez Erdoğan :)

Ne halt yediysen ye, özelini biraz kendine sakla ki, değer yargıların olduğuna inanalım! Bir Arap şehrini mabet kabul.edip linci körüklemek yerine, kadın ne demek istedi bir düşün be adam! Yahşi Cazibe'deki Simge gibi "Mağdurum da mağdurum." dilinde sürekli. Mağduru oynamak, sürekli değerleri aşağılanıyormuş gibi yapmak kadar kolayı yok nasılsa, vur abalıya, şanın yürüsün!

1 Temmuz 2018 Pazar

TIKABASA

Gündem değişsin, güzel ve farklı şeylerden bahsedelim diyor ama ya zor! Uzuuun zamandır haber izlememe uğraşı veriyorum ama olmuyor, bir şekilde okuyup haberdar oluyorum.Duymayan kalmamıştır son sapık olayını da! 

Çocuğu istismara karşı eğiten bir sürü yazı geziniyor yine ortalıkta. Büyüğü eğitmezsen, hastaysa tedavi etmezsen, çocuğun o güce karşı sesi hep cılız kalacak. Teoride öğrendiklerinin pratikte karşılığı, ancak "normal" sartlarda geçerli çünkü. O yüzden, savunmayı öğretmek tek çözüm değil maalesef, hasta ruhlar tedavi edilmeli önce!

Kimyasal hadım lafları gündemde yine ama artık laf değil çözüm lazım. Lafa doyduk tıkabasa!

27 Haziran 2018 Çarşamba

AĞAÇ GİYDİRME

"Ağaç giydirme",  yeni bir akımmış. Ben uzun süredir kaç kere aynı yoldan geçtiysem de bu sabah hastane yolunda fark ettim.

Örgülerle süslenmiş ağaçları görünce nete baktım tırnak içindeki sözcüklerle, tam da bu adla anılıyormuş bu işlem.
Ağaç koruma amaçlı yapıldığı söyleniyor ama ilk endişem ağacın doğasına zarar verip vermediği oldu. Estetik uğruna heba ederler mi ağaçları bilemedim. Bizdeki çevre bilincine bakınca da neden olmasın!

Merdivenleri renk renk boyama modası, en azından canlı bir organizma üzerinde test etmiyordu hobileri. Buna biraz temkinli yaklaşmalı sanki!

23 Haziran 2018 Cumartesi

TEKDÜZE

Son 16 yıldır 5 ayrı şehirde yaşamışım. Değişimi de istikrar kadar severim.
İstikrar ve tekdüzelik aynı şeyler değil benim gözümde ve tabii sözlükte. Siyasetten, herhangi bir siyasi görüşten bağımsız olarak tekdüzelikten sıkıldım bu ülkede. İstikrar aldanması ile dayatılan "aynı şu, aynı bu isimlerden, yuzkerden, değişim adı altındaki zikzaklatdan" gına geldi.

Atatürk'ün 15 yıllık iktidarı bu hissi vermezdi eminim çünkü gelişim, atılım, yenilik derken her gün yeni bir heyecan dolardı içimize. Süreğenlik fena bir hastalık, veba gibi! Geçer mi.bilmiyorum!

15 Haziran 2018 Cuma

İKİ UCU ... DEĞNEK!

Hollywood'da Harvey Weinstein ile patlak veren #METOO (BEN DE) hareketi, bizde de Talat Bulut ile başladı.

Olayı biliyorsunuzdur, kostüm asistanını öptüğü iddiaları, oynadığı dizinin aktrislerinin, film ve dizi yapımcılarının oyuncu aleyhine açıklamaları, hatta moda yarışması katılımcılarından Ezgi Baylar ve oyuncu Hande Ataizi'nin benzer taciz iddiaları...

Bir yandan da, 42 yıllık saygın bir kariyer, geçmişteki her türlü taciz olayında sosyal medyadan omurgalı tavırlar, aç kalmak pahasına Yeşilçam'daki ucuz film furyasına direnen bir aktör var ortada. Her iki tarafın beyanı dışında da bir görgü tanığı da yok olayla ilgili.

Haberi öğrendiğimden beri taciz varsa mağdurun yerinde, yoksa da iftira atılanın yerinde olmak istemezdim diye düşünüyorum ama en çok da karar mercii hakimin yerinde olmak istemezdim. Parmak izi, tükürük örneği gibi maddi kanıtların ve de görgü tanıklarının olmadığı bir olayda sadece beyan esasken, insan verdiği kararın doğruluğundan ne kadar emin olabilir ki?

Bir yandan toplum baskısı ile tacizi ifşa eden kadın çok azken, kadının beyanımı esas almak mümkün. Kız, işini kaybetmeyi göze almış, belki tipik Türk kafasına sahipse (var ya benden önce el değdi anlayışı !) nişanlısının onu yarı yolda bırakmasını da riske atmışsa, olayı doğru kabul edelim diyelim. Öte yandan da, çok vahşi, her an ad lekelemeye hazır, etik değeri olmayan kadınlar da var ve Talat Bulut'un iddia ettiği gibi reddedilmeye karşı bir çamur atma da mümkün.

Resmen iki ucu ... değnek!  Hak yemeden karar vermek ne zor!

23 Mayıs 2018 Çarşamba

ÖZE DÖNÜŞ

Bugün kendim için doktordan dönerken, aklıma yıllar önce okuduğum bir kitap geldi. " Babamla Son 84 Gün" adı. Kanserden ölen oyuncu Tanju Korel'in yaşamının son günlerini anlatıyor kitap. Ne kanseri olduğunu hatırlamak için, bizim haberi aldıktan sonra bakmıştım geçenlerde. Akciğermiş o da :( Bugün oturup hesaplayınca bizim de 1 Mart'tan bugüne 84 gün geçirdiğimizi fark edip dehşete düştüm.

Testlerle geçen ve nihayet yarın tedavisi netleştirilecek koca 84 gün diye hayıflanırken, birilerinin kalan ömrü, birilerinin sevdikleriyle son zamanları!

O zamanlar sadece biyografi ve otobiyografi okumayı sevdiğim için okuduğum bir kitaptı ve babasını kaybetmiş bir kız çocuğunun gözünden empatiyle okumuştum kitabı. Bugün tekrar okusam, durum bambaşka ama tekrarını ruhum kaldırmaz.   

Bu blogda olumsuzluklardan, hastalıktan bahsetmemek için, kendimi frenlemek de her zaman mümkün olmadığından seyrek yazmaya başladım bir süredir. Artık bu sayfaları, hastalıktan arınmış, kimi zaman kendini, çoğu zaman dünyayla, insanlarla ilgili fikirlerini şuursuzca ortalığa saçan eski haline döndürmek istiyorum.

11 Mayıs 2018 Cuma

BOŞLUĞUN ANLAMİ

Son iki aydır hayat bizim için olağan akışında sürmüyor ama bir yandan da rutin, aksayarak da olsa devam ediyor. Ankara gidişleri veya testler için izin alınan zamanlar dışında tabii.

 Benim yıllar sonra il dışından buraya gelmemin de bir anlamı varmış, uzakta olsam çıldırırdım. Bu okula kadar ya ders programım yoğundu ya da zaten doktora eşzamanlı sürüyordu. İlk defa boş günüm değil, boş günlerim var ve "ZONGULDAK yerine büyükşehirde olsam bu programla ne gezerdim." diye hayıflanıyordum şimdiye kadar. Gerçi ya toplantılar denk geldi boş günlere,  ya kış boyu astım ve alerjiden pert durumdaydım ya da yeğenimi bırakmaya kıyamadım. Yıllarca oralarda yaşarken yeşil pasaportum da yoktu, yeterli birikimim de. Herşey aynı anda olmuyor işte! Zaten konu bu da değil, şu anda çok işime geliyor boş zaman. Annem il dışındayken yeğenim bizim okulun anasınıfında olduğu için onu kendi okul çıkışı sonrası karşılama ya da okulda yardımcı abla ile bekletip beraber eve dönme şansımız oldu mesela. Annem burada dinlensin diye gitme şansım da.  Sürekli izin almak için uğraşmamak da cabası.

Çalışmak, çok kafa dağıtsa, o esnada çoğu zaman "an"a odaklanmayı sağlasa da, " boşluk" da gerekliymiş. Tatil için kullanmak da mümkün olur umarım, şu süreç sağ salim bir geçsin de! AMİN!