13 Mart 2026 Cuma

ARDINDAN...

Bugün İlber Ortaylı da gitti. Fiziki olarak yer üstünden gidildiğine, ruhun ölümsüzlüğüne inananlardanım.  Bir yerlerde öteki gidenlerle buluştuklarına, Berzah alemi denen yerde beklerken sohbet falan ettiklerine dair yazılanlar iyi geliyor. Yanımda hissetmek kadar.

Tarih delisi,  ilgi alanında ne kadar kitap (ama belli yazarlardan) varsa okuyan,  ansiklopedi okumayı kendisinden öğrendiğim babamla bir yerlerde buluşup fikir tartışması yaparlar umarım. Ardışık günlerde gittiler, belki yolları kesişir, kimbilir?!

7 Mart 2026 Cumartesi

NİMET YA DA LANET

Monk dizisinde sürekli tekrarlanan bir replik vardır, izleyenler bilir: " Bu bir nimet/ hediye ve bir lanet!" Hatırlamak, özellikle özel günleri günler öncesinden hatırlayıp kafayı yormak da benim için öyle! 

Bugün büyük teyzemin ölüm yıl dönümü ve annemin aklının ucundan geçmiyor bu tarih. Kalbinde hüznü, özlemi, vb. mutlaka ama bugünü zehir edecek bir hatırlama emaresi yok, ben de hatırlatmadım. İlişkileri gayet iyi kız kardeşlerdi. Kardeşlerim de hatırlamadı mesela aynı şekilde. 

Kuzenim yani teyzemin kızı için de aynı şey geçerli, unuttuğunu düşünemeyip hatırlatmış oldum. Bunu " En çok ben önemsiyorum gidenleri." demek için yazmıyorum, bazen gerçekten özeniyorum bu tavra. Her günü, özellikle de kaybettiklerimiz ile kodlanan günleri hatırlamadan, sadece yeni bir gün olarak yazmak haneye merak ettiğim bir eylem, ruha da iyi geliyordur muhtemelen. 

Ne dersiniz, hatırlamak nimet mi, lanet mi?

1 Mart 2026 Pazar

HAYAT KISA, KUŞLAR UÇUYOR

2 hafta daha yazmasam, 1 yıl dolacakmış! Blog okudum ve arada yorum yazdım ama sayfamın şifresini bile hatırlamaya çalışmaya üşenip kodla girdim sayfama. 

Zaman bazen çok ağır ve dozer gibi ezip geçiyor. Bazen de geçtiğini anlayamayacak kadar hızlı. Geçen yıl da yazmışım, yine 1 Mart gelince benzer duygulara büründüm. Yaşamın habercisi, yeğenimin gelişinin müjdecisi ve kaybetme  korkusunun zirve yaptığı, babamın hastalık teşhisinin netleştiği gün 1 Mart. Bir yandan da, baharın başlangıcı. 

Mart, zaten garip bir ay çekirdek ve geniş aile için. Küçük kardeşim, teyzemler, anneannem, dayım ve kuzenlerimin bir kısmının doğum ayı. Babam ve teyzemi kaybettiğimiz ay aynı zamanda. Bir bakıma hayatın özeti gibi bir ay. Bahar gelirken, Yaren leylek uçup gelmişken umudu da yeşerten bir zaman dilimi. Bir yandan da, oturup ne ara yeni yıla girdiğimizi, kışın hangi ara uçup gittiğini oturup düşündüren bir zaman. Yaşam ve ölüm arasında ince bir çizgi olduğunu hatırlatan;  siyah ile beyaz,  neşe ile keder, Ying Yang zamanım benim.

14 Mart 2025 Cuma

1 YIL

Bugün, babam fiziki olarak gideli 1 yıl oldu. Herkesin yası bambaşka. Bazen çok uzun, bazen de kıpkısa geliyor bu kadar süre. 

Yasın ekmeğini yemeye doyamayan Z.S. gibi uzun uzun yazıp anlatmak gelmiyor içimden. Bir şekilde başımıza geliyor yakınlarımızın kaybı ve baş etme becerisi geliştiriyor insan, belki okuyarak, belki yazarak, belki deli gibi çalışarak, belki daha çok sosyalleşerek. Belki de, bunların hepsini tek tek ya da bir arada deneyerek. 

1 Ocak 2025 Çarşamba

IYİ Kİ DOĞMUŞSUN BABA♡

Bugün babamın katılamadığı ilk doğum günü. Bugün yaşadığı, hayatımızda olduğu her an için evde pasta kesip kutladık doğumunu ziyaret ettikten sonra. Öncesinde, gönlünden geçen gibi, mutlu olacağı şekilde pasta ısmarladık bir köydeki miniklere (Yapılan iyilik, yardim, vb. bahsedilince sevimsiz geliyor ama belki bir fikir olur diye yazıyorum). 

Yeni yılın anlamı ve telaşı, ona istemese de hediye düşünmek, hep evde olduğu dönemde sadece evde kullanılacak seçeneğimiz kaldığı için hayıflanmak ve alternatif, onun içine sinen, bir şekilde dokunabileceğimiz yerler aramakla geçiyordu. Buruktu dün gece, bugün bir araya gelince daha iyi hissettik çekirdek aile. Bundan sonra da, bu duygularla, özleyerek geçecek ama yanımızda hissetmeye, yine onun mutlu olacağı yollar bulmaya, varlığına şükretmeye devam edeceğiz. 


10 Ekim 2024 Perşembe

SEVİMSİZ GÜNDEM VE URAZKA

Zaten içim çoğu zaman karanlık, buraya yazmayayım diye düşünüyorum, yazmıyorum uzun süre. Sonra ülke gündemi de nefes aldırmıyor, iyice uzaklaşıyorum yazmaktan. Yazıya dökmeden, kafamda yazarak geçirdim ayları.

Geçen yılki seçimlerden beri açıp haber izlemiyorum, tv bile açmıyorum özellikle, yine de okur olunca izlemesen de kaçamıyorsun sevimsiz haberlerden. Siyasetçi görünce başlıktan sonrasını es geçmek mümkün de, sosyal meselelerde "cahil kalmak" lüks! 

Leylalar, Narinler falan derken aynı gün yine iki katliam. Kadın cinayeti deyip genellemek kolay oluyor belki medya için ama ruh sağlığı yerinde olmayan, tedavisi bitti denilerek defalarca hastaneden taburcu edilen, içinde uyuşturucu, ailelerin çaresizliği, cinayet, sosyal medya, medyanın şuursuzluğu ve intihar olan bir vaka bu. 

Belki marjinal olarak anılma isteği adına, belki doğası gereği uç kabul edilen Uraz Kaygılaroğlu'nu linç ederek rahatlıyor bir kesim bu olayda. Eski kız arkadaşının hatrına fotoğraf verdiği sergi gerçekten estetikten yoksun. Sanatın içinde estetik de olmalı bence  yoksa muzu bantla, koy bienale/sergiye abukluğu! "Bu adam, daha önce de siyah oje sürmüştü, sahnede eşcinseli canlandırdı, bir de İskoçya'ya gidip kilt (onlara göre dümdüz etek!) giydi diye hedef tahtası olmuş Urazka. Canından endişe ettiğini, kızının olduğunu beyan ediyor açıklamalarında. Kişisel olarak çok da ilgi alanımda olan ve sempatik bulduğum biri de değil benim ama adam niye korksun güvenliğinden? Katiller korkmuyor, elini kolunu sallayarak geziyor çoğu zaman :(

Diğer olayı eleştirirken, asıl eleştirilmesi gereken uyuşturucuyu önleme, tedaviyi hastanede sürdürme, ailelerin ve çocukların bilinçlendirme, ceza sistemimizin garipliği gibi konuların asıl muhataplarına bir kelime edemeyip birini hedef tahtasına koymak tam "vur abalıya" mantığı da tam bizlik! Yarın oyuncuya ya da ailesine bir şey olsa, yine yönetenleri değil başkasını suçlarız milletçe! 

16 Haziran 2024 Pazar

BABAM ♡

Bugün babamsız ilk Babalar Günü ve yaşadığım sürece son olmayacak :( Bu tarz özel günleri hep tedirginlikle kutlarım, olmayan da var diye ve bu yıl ilk kez onlardan biriyim. Bugüne o kadar odaklanmışım ki, bayram olduğunu iki gün önce annemin hatırlatması ile fark ettim. 18'inde falan sanıyordum. 

Tez dosyası kalınlığında bir sürü evrak, telefonumda hastalıkla ilgili onlarca numara, bir sürü tıbbi cihaz, ilaç, randevu telaşı, doktor görüşmeleri, ambulansta görevli olup bize taşımakta yardım eder mi kaygıları gibi iyileşme ile yok olmasını istediğim bir sürü şey yok artık hayatımızda. Sağlık sisteminin berbat işleyen her çarkı ve o çarkı işleten insancıklar da. Yok olmasını istediğim ama bu şekilde  hayatımızdan çıkmasını hiç istemediğim bir sürü şey!

Fazlaca iç hesaplaşma, pişmanlık, çokça özlemle dolu günlerim. Babam kadar sabırlı, hoşgörülü olamadım hiç bu hayatta. "Dünyayla kavgalı" bulurdu çoğunlukla beni. Benden daha çok severdi insanları, koronadan onu korumaya çalıştığımız onca yıl hep sarılmak istedi insanlara. Babası gibi bir baba olmama kararına hep uydu. Damarlarını dikkatsizce delip geçen hemsirelere de, herhangi bir ihmale de hep babacan yaklaştı. Biz sinirden, telaştan, ona yansıtmama kaygısından dört dönerken hep vakur durdu. Babası dışında iyi bir insanı da kaybeden çocuklar bıraktı o yüzden ardında. Kemiksiz dilim, bol sarılmalı ailenin belki de en az sarılan ferdi olduğum için affeder beni  umarım.

1 Mart 2024 Cuma

1 MART

Geçen yıl ezdi geçti derken 2024 de yorarak başladı. Belki benzer süreçlerden geçmiyoruz ama kardan yorgun düşme ihtimaline rağmen bahar yine de Mart. 

1 Mart çok acayip bir tarih ailemiz için. Yeğenimin doğacağını haber aldığımız ve babamın teşhisinin konulduğu gün. 6 yıl arayla, ifrat ve tefrit, iki ayrı uç, umut ve korku, mutluluk ve hüzün veee bir sürü çelişik duygu durumu, ruh hali!  

20 Kasım 2023 Pazartesi

SOSYAL MEDYA VE ACININ İFŞASI

Ayşenur Parlak hayatını kaybetmiş. 12 yaşından itibaren farklı kanser türleriyle yüzleşip mücadele etmiş bir hastadan öte sosyal medya fenomeniydi kendisi. 

Paylaşımlarından, katıldığı programlardan ve en çok da geçen yıl kanserden kaybettiğim arkadaşım G. ile kardeşimin takibinden biliyorum. "Paylaşımın suyunu çıkardı." deyip kardeşim takibi bırakmıştı. G. de  "Ben oğluma her şeyi para ile alırken, o sponsor ile yaşıyor." diye isyan etmişti bir gün, oğluna akülü araba almaya çalışırken. O araba, G. öldükten 10 gün sonra, oğlunun 4. yaş doğum günü hediyesi olarak apartman komşularının toplanıp aldıkları bir hediye olabildi ancak :(

Ölünün arkasından konuşmama, en azından kötü bahsetmeme geleneği hakim bir toplumun parçasıyız. Aynı girdabın (hastalığın) içinde olan bir hasta yakını olarak, takip etmesem de, her karşıma çıktığında üzüldüm yaşına ve çocuğuyla geçireceği zamanı tedaviye harcamasına, yakınlarına, acılarına ve bu hastalığın etkilediği her şeye.

Bir yandan da, tek kanser hastası ve yakınları onlarmış gibi sosyal medya paylaşımları sayesinde iş güç değiştiren, yüklü bir maddi refaha ulaşan, biraz da haybeye para kazanılan yaşamı yadırgadım her seferinde. En son, küçücük kızının mezar ziyaretini bile paylaşan eşini görünce "yuh" bile çektim az önce.  Biraz daha fazla kişi görecek, bundan daha çok para gelecek diye küçük bir çocuğu da alet etmeseydiniz, acısına saygı gösterseydiniz baba olarak.

8 Kasım 2023 Çarşamba

KIRMIZI BALON'UN DÜŞÜNDÜRÜCÜ SONU

Her yıl, 2. sınıflarımla izlediğim bir kısa film var: Kırmızı Balon. 34 dakikalık, ödüllü bir Fransız filmi. Çok az diyaloğun olduğu, İngilizce ve Türkçe altyazılı, başrolünde yönetmenin oğlu Pascal Lamorisse'in yer aldığı bir film bu. Hatta küçük kız kardeş de var bir sahnede yanlış hatırlamıyorsam. 1956 yapımı ve henüz 6 yaşındaki bir çocuk ile arkadaş olarak benimsediği bir balonun öyküsü anlatılan. Filmin sonunda, oyuncunun şimdiki fotoğrafını akıllı tahtadan göstermeden önce, yaşlılık tahminlerinin 12 yaş olması gülümsetti beni. Kendileri 7 olunca, 12 yaşlı kalıyor:)

Defalarca izledim ve her seferinde açıklama yaparken  çocukların gördükleri detaylardan da etkilenerek keyiflendim filmi izlerken. Perdeleri ve ışıkları kapayıp sinema ortamı oluşturup izliyoruz, patlamış mısırlı zamanlarımız da oldu. (Boğaza kaçan şeftali çekirdekli başka bir olaydan sonra çekinir oldum yiyecekli her eylemden. Beslenme saatinde bile ayrı bir tedirginlik! Çocuk koşar düşer, sorumlu öğretmen; kaleminin ucu kırılır yine öğretmen, öğretmene saldırmaya hazır veliler için her hareketi 100 kere, 1000 kere düşünmek dert bu coğrafyada!)

Filmi keyifle izleyip sona erdiğinde, bir öğrencim herkesin takıldığı sona değil de, yerdeki balona takıldı. Filmin sonunu anlatmadan nasıl anlatırım bakalım:) Çocuk, balonu orada bırakacak mı, almayacak mı kaygısıyla doldu çocukcağız. "Kesin geri dönüp alır, arkadaşını orada bırakmaz, merak etme." diye yorum yaparak bitirmek zorunda kaldım seansı hayal gücüne ket vurmak uğruna, üzülmesin diye. Çocuk dünyası çok masum, yetişkinler o hamuru düzgün yoğursa, hor ellerde şekil almasa! Bir de, onları hayatta bıraksa!