27 Ekim 2017 Cuma

ÜNVAN MERAKI VE GEÇ KALINMIŞ BİR BELGESEL ÖNERİSİ

Türkiye eski güzellerinden, Abdülhamid'in soyundan biriyle evlilik geçirmiş, çocuk sahihi olmuş, boşanmış Manolya Onur, liposuction sonrası akciğeriyle ilgili bir sorun yaşayıp hayata veda etmiş. 62 yaşında, yaşca küçük sevgilisi, eski eşinin sonraki eşlerine açtığı tazminat davası, Demet Şener, Ahu Yağtu gibi medyatik isimlere sosyal medyadan laf sokmalarıyla meşhur bir magazin figürü özetle.

Nette bir tarama yapılınca, ne iş yaptığı değil bu detaylar çıkıyor ortaya. Bu yazının konusu da aslında Manolya Onur değil, ölümünden sonra kızının yazdığı yazı, daha doğrusu yazının altıma yazdığı unvan. PRENSES NİLÜFER JAH.  Önce, hangi ülkenin prensesi diye düşündüm, baktım Osmanlı kökenli bir aile, bir ayağı da Hindistan'mış. Alt tarafı tweet atmışsın, unvanın kime, neye yarıyor?  Monarşik düzene geçtik de haberimiz mi yok? İmza atarken de kullanıyor musun prenses titrini?

Gülse Birsel'in ŞU YAZISI , şu konudaki tüm hissiyatımı (zı) özetliyor aslında. Kadın, ironik ve vurucu bir şekilde anlatmış durumu, gayet zekice aynı zamanda.

İmza:  Dr. Kalem Nasırı :)
(Unvanımı belirtmeden blog yazısı yazmayacağım artık! Prenses olamadım ama olan unvanımı ziyan etmek caiz değildir :) :) :)

NOT: Prenses demişken, belki izlemişsinizdir ama Lady Diana'nın ölümünün 20. yılında yayınlanan belgeseli izlemenizi öneririm. Prenseslik, bazıları için hava atma sevebilen, bazıları için de zor zanaat!

16 Ekim 2017 Pazartesi

ANAOKULU TRAVMASI

Uzun uzun yazıp taslakta bıraktığım bir yazıda, Minnoş'un geçen yıl toplamda okul deneyimini anlattım, yaşarken de yazarken de içim kıyıldığı için orada öylece bıraktım. Benimle defalarca okulda derse girip mutlu mutlu eve dönen, anne- babasının okuluna keyifle ziyarete giden çocuk, 6 günde okulun/ okulların civarından geçmez hale gelmişti.

Minnoş, olumsuz deneyimleri ile ilgili çok ketum bir çocuk. Resmen yaratıcı drama, oyun ne varsa devreye sokup ağzından laf alarak ilk gün sınıfta ağlamayan tek çocukken nasıl anne- babasından ağlama krizleriyle ayrılamayan, bizden kendi evine gitmek istemeyen (çünkü bizde kalınca okula gitmiyordu) bir çocuk haline döndü öğrendik. 

Geçen yıl Ekim'den bu Eylül'e kadar güven kazanması,okulu sevimli kılma, kaygısını azaltma kısacası korkutan öğretmenin travmalarını onarma çabasıyla geçti. O 6 günde, geceleri kabuslar, yemek yiyememe nedeniyle kilo verme (kardeşim de üzüntüden aynı durundaydı), hastanelik olmasına varan bir dizi olumsuzluk yaşadık. Ev, Milli Eğitim Şura Salonu gibi öğretmen kaynıyor ama birimiz gidip öğretmenle  konuşamıyoruz. Anne-babayla aynı okuldaki çocuğu kapıdan burnunu uzatıp göremiyorlar. Sadece kural ve müfredat önemli çünkü. Disipliniyle övünen bir öğretmen de bazı veliler için aynı derecede önemli. Bizim aradığımız, azıcık çocuk görsün, sosyalleşsin, toplum içinde uyumlu bir birey gibi davransından öteye gitmiyordu oysa. Bu yüzden 6 gün sürdü macera, okul hayatı bitti, kendi  deyimiyle "Anneanne Okulu" na döndü :) 

Arada anne- babasının okulunda öğretmenini görüp korktu, okula adım atmaktan kaçındı ve en son anaokulu binası yanınca resmen sevindi çocuk. Gözle görülür bir sevinç, bir daha gitmeyeceğine  dair inancı pekişti. 

Bu yıl, benim okulumda tüm bunlardan haberi olan, sevecen ve katı kuralları olmayan bir öğretmeni var.  Henüz 4 olmamışken tam gün okul ve öğretmenin kuralcı tutumu onu zorlamışken, 5e ramak kala çok çabuk adapte olduğu bir okulu oldu. 

Hayattaki en büyük şanslardan birinin küçükken iyi bir öğretmene sahip olmak olduğu söylenir ya, gerçekten şans. Birilerinin aynı kabusu yaşamasına neden olmadığımı, şanssızlık olarak anılmamak istediğimi biliyorum bir kez daha.  

5 Ekim 2017 Perşembe

OKUL SERVİSLERİ

Geçen yazdan beri okul servisleri ile ilgili bir sürü vukuat okuduk, izledik.  Ev ve okul arasındaki dik.yokuşa, özellikle akşam saatlerinde bacalardan çıkan duman da eklenince geçen yıl ben de okul servisine para karşılığı yazılmıştım, evin önünden okula gidiş geliş, servis yolu uzatmasına rağmen rahattı. Tekli koltuk da konforlu.

Geçen yıldan beri, rahat koltuğumda  oturturken servis şoförüne ve rehber personel olan eşine koltukların kolçağının olmadığını, iki kişilik yere üçer kişi oturtuklarını ve emniyet kemeri tanımadıklarını falan defalarca dile getirdim. Bir öğretmen de yıllarca gidip geliyordu ve servisle kişisel ilişkileri baskındı, çok da ses çıkarmadı.

Bu yıl, yeğenim de benimle gidip gelebilsin diye bizim okulun ana sınıfına kaydolunca, aynı servisle gidiş saatlerimiz de uyunca ikimiz beraber kaydolduk. İlk haftaki oryantasyonda annem de geldi ve o da rahatsız oldu servisin içinden. Dile getirince tekli koltuğa oturtacakları söylendi. Hadi bizimki için çözüm bulundu, ya diğerleri?! Gördüğümüz velilerle de konuştuk ama mahalle komşuları diye olsa gerek gıkları çıkmadı.

Yeni yılda serviste yapılan tek iyileştirme, zorunlu tutulan kamera sistemiydi. Bir de, yetişkinlerin servise alınmayacağı. Piyango, okulun öğretmeni olmama rağmen bana da vurdu yani. Valilik izni ile binebiliyorum sanırım. Yine de, ihmallerden dolaylı olarak etkilensem de,  piyango bana da vursa da, denetimlerin olmasından memnunum. Velilerin de biraz daha ilgili ve sorumluluk sahibi olması şart ama. Yoksa, hangi koşullarda ve kime emanet edildiği belli olmayan çocuklarının başına bir şey geldiğinde dövünmek nafile!