27 Haziran 2017 Salı

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK VE TESBİH AĞACININ GÖLGESİNDE: 55 YİL ARA

Bülbülü Öldürmek romanını okudunuz mu bilmiyorum ama 55 yıl sonra devamı niteliğinde bit roman yayınlandı. Tesbih Ağacının Gölgesinde, yazarı Harper Lee'nin 2016 yılındaki ölümünden bir yıl önce çıkmış piyasaya.
Ben ilk kitabı da geçen yıl falan okudum. Kitap adından çok yazar adına bakıp okuyan okuyucu tipiyim ben. Bu aslında, yeni ve yetenekli de olabilecek yazarlara kapıyı çok da açık bırakmayan, belki de yanlış bir tutum.O yüzden geç okudum ilkini tüm popülaritesine rağmen.
Neyse, kafamda hep bir erkek imajı çizen Harper Lee, bu kadar aralıkla bir devam romanı sunmuş ya da bu kitap sonradan bulunmuş. Nette bu konuda bir muğlaklık var. Hangisi geçerli olursa olsun ilginç bir ara iki roman arasındaki. Araya 55 yıl gibi, bazılarımızın ömür süresi sığıyor. Teyzem 52 yıl yaşadı benim:(  İlkini okusa ikinciye denk gelemeyecekti yani.

23 Haziran 2017 Cuma

DUZ MEMUR

Ve seminer dönemi bitti, tatil başladı :) Hani şu 3 ay olduğu iddia edilen tatil.

Seminer döneminde, öğrenci yok, evrak işleri var ya düz memurluk ne demek anlıyoruz. Düz memur, öğretmen, doktor gibi bir yamuk (!) bir unvanı olmayan sayın kişi :) Tabir bana ait değil, genel tanım memur yerine düz memur çünkü biz de memuruz, devlette çalışan mimar da.
Düz memur demişken...Önünde saatler ve evraklar var, o gün içinde bitmesi şartsa esnek tarife. Ya bitirir rahatlar, ya erteler telefonda lak lak, çay molası, örgü ile geçirirsin. Bizde 10 gün olunca süre hep bir meşguliyet vardı, sıkılmaya zaman kalmadı, kalanında da kitap ya da sohbetle geçti zaman.

İşte o kalan  zanan bana dokundu. Yapılacak iş yok ama kaytarmış gibi hissettim o anlarda. Bol bol okudum ama okuduğum kendime. Torununa patik ören emekliliği gelmiş falanca teyze hissi. Velhasıl kelam, tüm serzenişlerime ve yorgunluğa rağmen öğrenci yoksa okul okul değil, 40 dakika gırtlak patlatmıyorsan mesai gereksiz. Kolay ve acısız ama gereksiz. Bir de, düz memuriyetin rutini bana göre değil, o kadar boşluk bünyeye zarar. Aralarında işini hakkıyla yapana (çok rastlamasak da!) kolay gelsin.

19 Haziran 2017 Pazartesi

YETERLİLİK DEMİŞKEN

Öğretmen strateji belgesi Resmi Gazete'de yayınlandı, haklı olarak tartışmalar başladı. Veli ve öğrenci tarafından notlandırılmak, 4 yılda bir sınava tabi olmak gibi durumlar doğacak eğer yürürlüğe girerse. Ülkede her meslek erbabı yeterli, bir tek öğretmen yetersiz çünkü! Tüm gün ceylan derili koltuklarında uyuyan milletvekili, hastanın suratına bakmayan doktor, oyun oynayan memur... Hepsinden çok memnunuz çünkü!

Neyse iki haftadır MEB, zorunlu olarak izlenmesini buyurduğu yayınlarla ikna turlarında. Sürekli donan akıllı tahtadan izleyip yorum ve geyik konusu yapılıyor haliyle. Öğretmenin teknolojiyi kullanmama durumunu eleştirirken görüntü dondu. Öğretmenlerden biri eski usul tv tokatlama işlemiyle ekranı eski haline döndürdü:) Müsteşar da nasibini aldı tokattan tabii.

"Öğretmenler seminerde ne yapıyor? Boş boş oturuyor mu?" diye merak eden diğer mesleklerin çalışkan üyelerine duyurulur. Evrak işlerinden vakit bulunca böyle geçiyor günler...

15 Haziran 2017 Perşembe

FUŞYA

Nur topu gibi bir gündemimiz oldu. Aslında, sapık adamlar ve dangoz kural koyucular yüzünden hiç eskimeyen, eskitilmeyen bir gündem! Kadını tecrit eden "pembe vagon" kafası var ya, işte o!

Üzerinde o kadar çok kalem oynatıldı, o kadar çok konuşuldu ki yeni bir şey söylemek mümkün mü emin değilim. Benzer olaylarda kadın dernekleri, kadın hukukçular, gazeteciler, vs.den çok erkeklerin sesi çıktığında durumun iyiye gideceğine inanıyorum sadece. Bizi erkekler kötüsün değil kast ettiğim, aralarındaki sapkınlarla bir tutulmaktan rahatsız olup ses çıkarmaları dilediğim.

Bir de Mor Çatı falan hariç, kadın denince hep pembeye vurgu yapılmasına da itirazım var. Fuşya dışında (o da sınırlı!) dışında pembeyle hiç barışık olmadım, benim gibiler de vardır eminim. Hala erkeği mavi, kadını pembe diye sinjflandiran, bu derece keskin ayrıştıran kafa hangi ara ve ne şekilde bizleri birleştirecek ki? Bir arada yaşama adabını öğrenmek için, farklılıkların eşitsizlik olmadığını öğretmek gerekiyor insanlara. Aksi takdirde, pembe vagona toz pembe hayallerini de alıp şiddetin her türlüsüyle harap olmuş bir kitle yığılacak, şiddetleri " mavi vagon"larına da taşıp insanlığı yok edecek!


8 Haziran 2017 Perşembe

ORTAMIZ YOK!

Malum not verme mevsimi geldi de geçti. Kurul toplantısına kadar sağlam sinirlerle kalmış, herhangi bir sınıf öğretmenine, veliye falan kafa göz dalmamış olarak bugünlere gelebilmenin haklı gururunu taşıyorum an itibariyle :)
Notların verildiği e- okul sistemi geçen hafta veliye kapalıydı, karnenin bir anlamı olacak ve sürprizini bizim zamanımızdaki gibi koruyacak diye sevinmiştik okulda. Karneler eskiden olduğu gibi resmi belge değil artık ve tüm öğrenci ve veliler zaten ne ile karşılaşacaklarını biliyorlar e- okul yüzünden. Standart bir sınıf öğretmeni ve veli de ilk olarak branş öğretmeninin verdiği nota takılıyor haliyle. Sınıf öğretmeni, her çocuk geçer not alana kadar sınav tekrarı yapıp bol keseden not dağıttığı, tüm öğrencilerinin takdire layık olduğuna safça inandığı, tüm yıl dert yanıp otizm tanısını kendi kendine koyduğu ve hatta bir kaynaştırma raporu almak için çırpındığı okuma-yazma bilmeyen çocuğun bile yabancı dile yabancı kalmayacağına "hakim önünde şahitliği geçmeyen sınıfçı kafası"yla inanabildiği için şoke olmuş durumda ( Okul öncesi öğretmenleri ve sınıf öğretmenleri ile ilgili böyle bir kanı var, şehir efsanesi mi gerçek mi bilen yok ama çocuk gibi düşünüp öyle davranmaları nedeniyle mahkemede şahit olamayacakları yaygın bir kanı). Veli ise, tüm yıl boyunca çantasını taşıdığı, ders programını yaptığı, okulda tüm dersler bitene kadar beklediği (Abartmıyorum, oturup tüm gün, gün yapar gibi yiyip içip sohbetle bekliyor bazıları okulda), ödevlerini yapıp yapmadığına bakmadığı, defter boş mu dolu mu bilmediği cin gibi akıllı (!) yavrusunun nasıl olup da sınıf öğretmeninin verdiği harika notları İngilizce'den alamadığını görüp dehşete düşüyor.
Şimdi sınıf öğretmeni ve veli için Facebook durum güncellemesi yaptığıma göre, geldik "Ne düşünüyorsun Kalem Nasırı?" kısmına. Geçen yıl, "Kimsenin notuna karışmıyorum, kimse de bana karışmasın!" propogandam kafası çalışan ve sağduyu sahibi tümü üstünde etkili olmuş görünüyor. Kendi aralarındaki muhabbetlerde "İngilizce farklı bir ders, dile yetenek de lazım." gibi konuşmalara da şahit oldum ya, daha ne olsun! İdare de, sınıf öğretmenlerinin şişirme notlarının altı çizildiğinde onaylıyor, çocuklara ders içi katılım notunu cömertçe verdigimi bile düşünüyor. Çocuğu istekli ve ilgili veli de notlara ses çıkarmıyor. Bir de bu yıl, Din K.ve A.B. dersinde de durum İngilizce'deki gibi olunca branş öğretmeni farkını ayırt edebiliyor. Bahsettiğim fark, çocuğu ders özelinde, yazılı sınavlar kadar ders içi durumu dışında değerlendirme. Yani bir sınıf öğretmeni, bir dersi vasat olsa da diğer derslerin hatrına o ders notuna kıyak geçse de bizde durum öyle olmuyor, aslında olamıyor da çünkü zaten tek dersin öğretmeniyiz ve bütünü kurtarma saplantımız yok.

Fazla uzun oldu farkındayım, branş ve sınıf öğretmeni ayrımı da herkese genellenemez ama tüm bu hengamenin asıl sebebinin not baremi oldugunu düşünüyorum. Bilmeyenler için, bizdeki not sistemi 4. sınıfa kadar Geliştirilmeli, İyi ve Çok iyi şeklinde bir sınıflandırma. Derste varlık gösterememiş bir çocuğa "İyi" verdiğinizde, işlerin yolunda olduğu anlamı çıkıyor haliyle. " Geliştirilmeli" ise, çocuğun hem başarısız, hem de ilgisiz, sınıf içi düzeni bozan, verilen görevleri yapmayan biri olduğu izlenimi veriyor. Veli eğer çok cahilse, onun için notlar davranıştan daha değerliyse"İyi"yi gerçek sanıp ipleri boşluyor her anlamda. Oysa, " Orta" diye bir not olsa bizim zamanımızdaki gibi, gerçekten düzgün bir değerlendirme mümkün olacak herkes için. O yüzden "Orta"mız olmayınca ortamız olamıyor tepkilerde de!

2 Haziran 2017 Cuma

BIR TUŞLA HOOOP İFŞA


Bugün Minnoş şişme havuzda yıkanırken çektiğim pozları ve videoları bizimkilere gönderiyordum. Fotoğraflardan biri de okulun kadınları kapsayan grubuna göndermişim yanlışlıkla. Arkadaş gülen yüz gönderince uyandım.

Bahsettiğim edepli bir poz ama zaten çocuk fotosu falan paylaşmıyorum tercihen. Bir de yanlışlıkla olunca bizim  Burcu Esmersoy, Ebru  Şallı  gibi ünlülerin çıplak pozlarını, Arda Turan gibilerin hackerler tarafından ifşa edilen  gizli aşklarına gönderdikleri yazışmaları düşünüp bayağı sırıttım. Bir tık ve hooop başka bir gündemin ortasına!

Sonra yazarken, bir meslektaşımın masa üstü bilgisayarda porno film izlerken virüs bulaşan bilgisayarı ve bu bilgisayarı, okuldan getirdiği bilişim öğrencilerine tamir ettirmesi geldi:) Yine müdürüm gıybetini yaparken arkadaşı yerine müdüre mesaj atan meslektaşım geldi aklıma.

Yani illa hacker değil tamire giden telefon da gizli çekmeceleri açabilir birden. O yüzden başkalarına göstermekten çekindiğimiz hiçbir zımbırtı elektronik aygıtlarda olmamalı değil mi?