31 Ağustos 2016 Çarşamba

YAZ GEÇER*



Başlık Mura
than Mungan'dan alıntı olsa da, buralarda yazdan kalan güzel günler yaşama ümidim kalsa da takvimlere göre (tabii miladi takvimlere) göre yazın son günü bugün.

Önce bunaltıcı bir sıcakla başlayıp sağanak yağışla devam eden gün, sonrasında yaza döndü yine. Sonbahar geleceğini bir ara hatırlattı yani.

Özetle, yaz geçer, seminer mevsimi gelir bizim buralara...

28 Ağustos 2016 Pazar

BİR BEBEĞİN ÖLÜMÜ YÜREK FERAHLATIR MI?

Bir bebeğin ölümü yürek ferahlatır mı?

Normal şartlarda bu soruya "evet" yanıtı veren insan, insan değildir değil mi? O kadar anormal ki artık yaşananlar, cinsel saldırıya uğrayan bebeciğin artık bu vahşilerle aynı havayı solumayacak olması bile yüreğimize su serpebiliyor. Travma ile başlayan hayat ne kadar normal olurduyu düşünmek zorunda kalmamak, sapığın ilk afla çıkıp yeniden dadanma ihtimalini es geçebilmek, vb. sonsuz olumsuz seçenek!

O kadar sıyırdı ki bu ülke kafayı, bir bebeğin ölümünden onun kurtuluşu olarak ferahlık duyabiliyoruz. Çoğul konuşmayayım peki, bende durum bu ve böyle düşünmekten ürküyorum utançla karışık.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR

Oyuncu Hazar Ergüçlü ile yapılan bir röportajda kitapların altını çizerek okuma alışkanlığı olup olmadığı sorulmuş. Soruyu görünce yanıtı okumadan kendi yanıtıma dalıp gittim.

Ders kitapları ve test kitaplarımı kardeşlerime veya başkasına devrederin diye çizmeden okur, notlarımı kağıda alırdım küçükken. Kütüphanemi paylaşmam gerekmeyen, en fazla geçici bir süre ödünç verdiğim yetişkinlik dönemimde de durum farklı değil oysa ki. Tez yazarken çevrimiçi okuduğum akademik yayınlarda altını cizdim kitaplarımın sadece.
Başka bir zaman diliminde bambaşka duygular hissettirmesi ihtimali kadar kitabın üzerinde en ufak bir leke, bir kıvrıda olduğu gibi altı çizili satırlardan rahatsız olmam etkili bunda. Bir de galiba birileriyle paylaşınca  o anki duygularımın ifşa olması endişesi. Belki saçma ama kitabın geneli ile ilgili fikir beyan etmekte bir sakınca görmezken, hangi satırlatdan etkilendiğimi birilerinin görme ihtimalinden hoşlanmadığım gerçeğiyle yüzleştim birden. Blog yaz ama ifşa olmayla ilgili derdin olsun, bu ne yaman bir çelişki!

13 Ağustos 2016 Cumartesi

TİN TİN TİNNİTUS


Bu hoş tınılı isme aldannamak gerek. Öyle tin tin yakışmıyor, dannnn diye çöküveriyor hayatımıza.

"Kalbim kulağımda atıyor!" diye dert yanıp acaba kurcaladım da mı oldu diye eseflendiğim bir dönemde, kulağım  uğuldarken  biraz uğraş ve ıstırapla yıkanmış ve rahatlamıştım. Geçen Aralık'ta yine doluluk hissi ve onun yarattığı rahatsızlıkla özel bir hastaneye gittim sıra beklememek için. Kulağım kendi kendini temizleyrmiyor ve yine yıkandı. Asıl dert ondan sonra başladı zaten. Geçen macerada yıkatma sonrası hassasiyet yaşadığım sol kulağım bu kez çınlamadan uğultuya, kalp atışından deniz kabuğunun içindeki gizemli sese kadar her türlü sesi dinletir oldu bana. Ortam sessizse iç sesiniz dışarı fırlayacak gibi kulaktan beyne gittiğini hissettiren bir hisle hem de!

Aralık'tan en son düne kadar 2 işitme testi, 1 kan testi, 1 aylık Menier (işitme kaybı, uğultu, kulakta dolgunluk, baş dönmesi gibi belirtileri olan bir hastalık) ilacını ay boyunca kullanma ve son çare beyin tomografisine kadar tüm teşhis yöntemleti denendi üzerimde.

Bu beslenme tarzıyla hala normal kan değerlerine, normalden iyi duyan kulaklara ve yıllar önce aldığım kafa darbesi ve boyun düzleşmesine rağmen problemsiz bir beyne sahip olduğum çıktı ortaya. Tomografi sadece sinüzitimi gösterdi. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim çünkü görünür bir sebep yok ama durumda da değişen bir şey yok.  Aylardır o kadar çok okudum ki durumla ilgili bir tez de bunun üzerine yazabilirim:)  Okuyup bulduğum teşhisi doktor hiç dillendirmedi, hatta doktorlar ( yıkayanla birlikte bu üçüncü doktordu!) ama beyin tomografidi için verilen kâğıtta okudum aynı ismi: Tinnitus.

Kulağa su ya da saç teli kaçması, boyun düzleşmesi, alerji, yüksek sese maruz kalmak gibi sebeplerin yanısıra hiç sebepsiz bu sıkıntıyı yaşayanlar da var hem de yıllarca. Başlı başına bir hastalık değil hastalık habercisi bulan doktorlar da mevcut. Benim durumumda, doktor kafaya takmamamı, strese bağlı olduğunu, yıkatma ile ilgisi olmadığını söylese de, siz siz olun bu belirtileri ciddiye alın derim. Altında bir sebep olnasa da, benim gibi sağlık konusunda çok evhamlı ve ilgili olnayan birini bile doktor doktor dolaştıracak kadar büyük bir bela çünkü!


11 Ağustos 2016 Perşembe

AĞUSTOS BÖCEĞİ

Geçen Ağustos'ta da az yazdığımı fark ettim. Yaprak kımıldamayan, çok nemli günler bunlar ve rehavete kapıldım gidiyorum.

Belki de ilk defa organize birizun bir şekilde tura çıkalım dedik, kardeşim ve eşi ile Karadeniz ve Batum  turuna çıkacaktık 7 Ağustos'ta ama izinlerin iptali vurdu bizi. Bir sonraki de 21 Ağustos'ta ama kardeşim okulların açılmasına az kalıyor diye vazgeçti, yalnız gitmek de sıkar sanki. Bir sürü şeyi tek başına yapmaya bayılıyorum ama uzun tatilde itici geliyor ne hikmetse!

Yazının devamını uzun uzun yazmıştım, kaydedemeden silinmiş demin. Yine yazmaya bile üşendim, o derece, hatta hazır sofraya bile kurulmaya usanır haldeyim. Eşiği atlasam depresyon diyeceğim bir adım ötesine de, değil!

Ha gayret kısa bir kültür turu ayarlasam sanki gidecek bu uyuntu hal. O bile zul geliyor. Paradoks yani!!!