24 Ekim 2014 Cuma

İYİ Kİ GELDİN:)

Tam 2 yıl önce....

Teyzemi kaybettikten tam 2 yıl 2 hafta sonra...

Teyze yaptın beni telefonuna "Küçük Anne" diye kaydeden  küçük teyzeni ve beni. 

Hissettiğim duyguya isim koymakta zorlanıyorum, diğer teyzene göre adı "aşk" bunun. Herkesin herhangi birine duyabileceği duygudan farklı bir şey olduğunu düşünüyorum senin için hissettiklerimizin. O yüzden aşk da değil, ilk defa tanımlamakta zorluk çekiyorum duygularımı. 

Kendimi farklı yönlerimle tanımamı sağlayan, ağır abla buldukları beni "hoplak, tırlak" birine dönüştüren, yorgunluktan tükenmişken birden deli gibi oyunlar oynamaya başlatan, sesini duyduğumda ve yüzünü gözümün önüne getirdiğimde sırıtmamı sağlayan acayip bir duygu durumu.

Duygularımı- tanımlayamadığım duygularımı- hiç tanımadığım insanlara ifşa etmeme bile sebep oldun. İyi ki varsın, iyi ki geldin, hep sana söylediğim gibi "Hepimiz seni çok seviyoruz."


18 Ekim 2014 Cumartesi

HAYATI ERTELEMEMEK GEREK


Bugün bir arkadaşım FB'ta bir hocasının fotoğrafını beğenmiş, sayfama yansıdı Doçentlik sınavını geçen hoca, "Artık fotoğrafçılık kariyerime başlayabilirim sanırım." gibi bir açıklama yapmış herkese teşekkür edip sevincini paylaşırken.

Üniversite bitene kadar yıllarca süren okul hayatı, derken akademik kariyerle öğrenim hayatına eklenen yıllar. Bunca yıldır içten içe hobilere ayrılacak geniş zamanları beklemek, o zamanların gelmesini özlemek... Başka idealler uğruna hevesleri küllendirip hayatı ertelemek...Belki de hırslar uğruna!

Bir kaç işi bir arada yapmaya çalıştığım için  ve ciddi buldukları duruşum nedeniyle, üstüne bu işlerden biri akademik kariyer olduğundan hırslı biri olduğumu söyler beni yakından tanımayanlar. Gece- gündüz oturup ders çalıştığımı, habire makale okuduğumu düşündüklerini sezerim, bana çaktıranlar, dile getirenler de olur. Daha yakından tanıdıklarında resmin öteki yüzünü görüp, hobilerini ertelememeye çalışan, gezmek istiyorsa gezen, sosyal faaliyetlere de zaman ayıran biri olduğumu görünce önyargılarının yıkıldığını söylerler. Azimli olmanın başka şey olduğunu anlatmak zor olur tanımayanlara, İstemem de kendimi anlatmak zorunda kalmayı. 

Çevremde, öğretmen ve lisansüstü öğrencisi olmak üzere iki grup arkadaşım var benim. Aralarında kendini bir çarka hapsedip evden dışarı çıkmayanlar da var, daha önce anlatmıştım birini. Onların gözünde de boşverci ve tembel benim gibiler. İkisinin bir ortası olduğuna ikna olmaları zordur. Ya deli gibi çalışmalı ya da yan gelip yatılmalıdır. 

Sözün özü, hayatı ertelemeden, yapmak istediklerimizi uzak geleceklere ötelemeden yaşayabilmek büyük bir konfor. Bunu başarma mücadelesi vermek lazım!

17 Ekim 2014 Cuma

SÜRÜ PSİKOLOJİSİ

Geç kalkabileceğim bir günde alışkanlıkla erken kalkınca televizyonu açıp haberlere göz attım bolca zaplayarak. O esnada Karaman'da uçurumdan atlayan bir koyunun arkasından tek tek atlayarak boyunları kırılan, telef olan bir koyun sürüsünün haberi takıldı gözüme. Geri gidip izledim haberi. 

Koyun milletinin düşünemeden öndekini takip edip "sürü psikolojisi" ile uçuruma atlaması ne kadar beklenen bir şeyse, düşünmeye muktedir ama bundan aciz insan evlatlarını DÜŞÜNDÜM  haberden sonra!

13 Ekim 2014 Pazartesi

HABERDAR OLMA HAKKI

Minnoş, dün gece acillik olmuş, gece hastanede yatmış yine. Tabii ben bunu hastaneden çıktıklarında, küçük kardeşim sayesinde öğrendim. Bana da, ona da söylenmemiş üzülmeyelim diye.

Ailemin bizi üzüntülerden koruma mekanizması bu şekilde işliyor çoğu zaman. Çaresi olmayan, bir katkımızın olamayacağı, sadece üzülmekle yetineceğimizi düşündükleri olayları saklamayı tercih ediyorlar. Dedemin ve babaannemin ölümü bir süre saklanmıştı, babam bayılıp düşünce, Minnoş yine hastanelik olunca da durum değişmedi. Bulaşıcı mıdır bilmem, eniştem de teyzemin kanserin son evresinde olduğunu hepimizden saklamıştı biz onu ilk evrede zannedip umutla beklerken. Şoku atlatmamız uzun sürdü haliyle.

Süreç ya da sonuç olumsuz da olsa, saklanmaması taraftarıyım. Sevdiklerimizi korumak, üzmemek adına olumsuzlukları saklamak onları olumsuzluklar karşısında hazırlıklı kılmıyor, olumsuzluklara karşı aniden bir emrivakiyle karşı karşıya bırakıveriyor. İçsel bir süreçten geçip kabullenmeye giden yola hazırlık yapabilecekken, pat diye süreçten habersiz sonucun içine itiveriyor. 

Hayat, maalesef her zaman olumlu gelişmelerle selamlamıyor bizi. Koruma dürtüsüyle gerçekleri saklamak, haber alma özgürlüğü kadar gardımızı almayı da engelliyor bence. 

10 Ekim 2014 Cuma

CANİLERİN KOLAYA KAÇIŞI: ÖLÜM

Münevver Karabulut'un katili C:G.'nin  (adını açık yazsam sayfam kirlenecek gibi geliyor!), hapishanede intihar ettiği haberleri var bugünkü gazetelerde. Tek başına yattığı hücresinden başka bir yere geçip sabaha karşı kendisini boğduğu yazılmış. Ne kadar doğru, gerçekten kendisi mi yaptı emin değilim. Üniversitede yan dal psikoloji okumamın yanında asıl alanım iletişim benim. Yazılıp çizilenleri, resmin hangi kısmını göstermek istiyorlarsa onu gördüğümüzü bilerek okuyorum, izliyorum bu yüzden. İçini bilince daha bir temkinli olma ihtiyacı duyuyor insan! 

Ölüm nedeni ne olursa olsun, sonuç bir katilin ölümü. Böyle durumlarda içsel bir sorgulama yaşıyorum ben. İçin için yüreğime su serpilirken, ölenin bir insan olduğu da- bu durumda olduğu gibi insanca davranmayan biri olsa da- dank ediveriyor birden. Münevver'in ailesinin ve kamu vicdanının feraha ermesi gibi bir düşüncenin yanı sıra ölenin ailesinin durumu geliveriyor aklıma. Bir yandan da, karşısındakinin ölüm şeklini olduğu gibi kendi ölüm şeklini de seçme lüksüne sahip çıkmak isteyen bir zavallı olduğunu düşünüyorum. Aldığı 24 yıllık cezanın çok az kısmını yatacağını bildiği halde bu fikre katlanamayan bir zavallıyı. 

Bu beni kötü bir insan yapar mı bilmiyorum ama canilerin, katillerin, tecavüzcülerin herkes için adil olan sona yani ölüme bu kadar kolay sığınmalarını hiç adil bulmuyorum. Yüreğime su serpilse de bu böyle!

8 Ekim 2014 Çarşamba

SONA ERMEYEN YAZI


Yarın teyzemin 4. ölüm yıl dönümü. Ciddi anlamda yetişkinken kaybettiğim ilk yakınımın. En son lise ve üniversitede aile büyüklerimizi kaybetmiştik, yine çok acıydı ama bu başka. Teyzemi çok özlememin dışında, deli gibi ebeveynini kaybetmekten korkan benim için onları kaybetme ihtimalini habire hatırlattığı için belki de. 

Hayattaki zor anlarımda aile fertlerimin yüzlerini gözümün önünden bir film şeridi gibi geçirip güç toplarım. Çocukken başladığım bir alışkanlık bu. O film şeridinden bir karenin kopması, fikir olarak bile katlanmakta güçlük çektiğim bir durum. Ne olursa olsun, "Ailem hayatta ya!" deyip katlanabilirmişim gibi gelir bu yüzden. Bu koşullu bir tahammül gücü, bu nedenle çok kırılgan, bunun da farkındayım. Çok küçükken bile hep birlikte ölmek için dualar ederdim, büyüyünce bencilce olduğunu fark edip vazgeçtim bu duadan, daha önce ölen olmayı ister oldum. Ölüm acısı, yaptıklarımdan / yapamadıklarımdan doğan vicdan azabı, özlem gibi ölümün getirdiği olumsuzluklardan kaçmak için...






4 Ekim 2014 Cumartesi

DALYA

Bu benim 100. yazımmış! Evimdeyim, hepimiz bir araya gelebildik:) Evden uzakta olduğum zaman diliminde yani hayatımın yarısında olduğu gibi, bayramlar benim için eve kavuşma vakitleri. Sevmediğim doğu ilinde tayinimin çıkmasını beklediğim günlere denk gelen tek bayram haricinde, tüm bayramlarda ailemle yan yanaydım. Dini ya da milli anlamı hep geri planda kalmıştır bu yüzden bayramlarımın. 

100. yazıyı da, eve kavuşmanın sevinciyle yazayım diye beklettim, bekledim. Dalya derken evde olayım istedim. Salıdan beri buradayım, huzurluyum. Küçük atışmalara başlayacak kadar alıştım ev haline:) 

İyi bayramlar, iyi tatiller, nice 100ler :)